Keloðlan Çataltepe Tekfuru'na Karþý - Serdar Yýldýrým
KELOÐLAN ÇATALTEPE TEKFURU'NA KARÞI
Günler geçer, aylar geçer, aylar geçer, taylar geçer. Aradan yüzyýllar geçse de bu masalý okuyan baylar, bayanlar geçer.
Bu masalý okuyanýn
Yaþý kaç olursa olsun,
Ýyilik sýrdaþý olsun,
Yüreði sevgiyle dolsun.
Masal Keloðlan masalý ama önce Keloðlan'ý deðil de, Çataltepe Tekfuru'nu tanýtmakla iþe baþlayalým. Bu tekfur ovaya sur yaptýrýr da kalesini kurdurur mu? Kurdurmaz. Neden? Çünkü zalim. Dað tepelerinde, çataltepelerde fýrýldaðýný maharetle çevirecek. Düzden, ovadan geçen kervanlarý soyduracak. Elma soymak baþka, kervan soymak baþka.
Köy ve kasabalara saldýr, insanlarý yarala, öldür.
Bre geri zekalý tekfur, dur bakalým, geri dur.
O yörede yaþayan insanlar, tekfur belasýna dudak bükmüþler, son çare olarak Keloðlan'a gitmiþler. Olmazý olduran, nice kötülere dersini veren Keloðlan kýrk, elli deðil, yüz kiþiye olur, demiþ. Yardým ederim, demiþ. Yüz kiþi gidince Keloðlan yüz elli gün düþünmüþ ama çare bulamamýþ:
" Bir kuru canýmla ortaya çýksam
Zalim tekfura yeter artýk desem
Tekfur bin askerini üstüme salsa
Bir türlü çýkmadýk þu canýmý alsa
O zaman ne olur, ne deðiþir?
Ben yolcu, tekfur hancý
Daha çok halkýn üstüne çöreklenir.
Canýmý tehlikeye atmadan, tekfurun hakkýndan gelmeliyim. Gücüm yetmiyorsa yardýmcý veya yardýmcýlar bulmalýyým. Ama nasýl, kimi ya da kimleri? "
Keloðlan yüz elli gündür düþünüyor ya bir yüz elli gün de benden oldu mu sana üç yüz gün. Bir yýl bile deðil. Tekfurun soyu babadan oðula bin yýldýr hüküm sürüyor. Keloðlan bin yýllýk saltanatý yýkmak için, varsýn biraz daha düþünsün.
Günlerden bir gün Keloðlan bir düzlükte kendi etrafýnda dönerek bir daire çizmiþ ve bu dairenin içine kendini hapsetmiþken, bir ses duymuþ: " Hemþerim, dönüp durma sonra baþýn döner, yere düþersin. "
Keloðlan sesi duymuþ, durmuþ, baþý dönmüþ ve yere düþmüþ. Keloðlan'ýn yere düþmesine sebep olan zincir koparanmýþ. Zincir koparan Keloðlan'ý yerden kaldýrmýþ. Bunlar konuþmuþlar, konuþtukça birbirlerine alýþmýþlar. Dertlerini anlatmýþlar ve bir ortak paydada birleþmiþler: Tekfur zaliminin zulmüne dur demek gerekliymiþ.
Keloðlan ile zincir koparan Çataltepe'ye týrmanýp naralar atarak tekfurun kalesine saldýrmýþlar ama tekfurun askerleri onlarý yakalayýp zindana atmýþ. Askerler gittikten sonra Keloðlan'ýn üzgün halini gören zincir koparan sormuþ: " Ne o Keloðlan, çok üzgünsün? Þimdi dert çekecek zaman mýdýr? Bir an önce buradan kurtulmaya bakalým. "
Bunun üzerine Keloðlan: " Nasýl üzülmem! Þuna baksana seni zincirle baðladýlar, üstüne kýrk kilit astýlar. Beni ise, adam yerine koymadýklarý için, sadece iple baðladýlar, ne kilit, ne bir þey. "
" Daha iyi ya Keloðlan, sen bir çabuk kurtulmaya bak. Benim iþim uzun sürecek. Hem bana yardým edersin. Zinciri koparýrým da þu kilitler baþa bela. Kalede ne kadar kilit varsa üstüme taktýlar. Beni tanýdýklarý için, zinciri bolca sardýlar. "
" Senin düþünceni seveyim zincir koparan. Sevinmem gerekirken üzülüyormuþum. Önemli olan, tekfurun kötülüklerine son vermek. Ýnsanlarý bu beladan kurtarmak. Önder ha sen olmuþsun ha ben. Varsýn ben senin izinden gideyim. Sen yeter ki tekfurun saltanatýný yýkacak çareyi bul. "
" Acele et Keloðlan, tekfurun kilitleri anahtarla açýlmaz. Bu kilitleri kýrmak gerekir. Buradan kurtulduktan sonra dað devirene gideceðiz. Dað deviren tekfurun sarayýný da, üstünde bulunduðu Çataltepe'yi de devirir. "
" Dað deviren mi? O da kim? "
" Görürsün Keloðlan, görürsün. Çataltepe'yle birlikte tekfurun sarayý yerle bir olunca onu görürsün. Dað devirenin farkýna varýrsýn. "
Keloðlan ile zincir koparan tekfurun sarayýndan kurtulduktan sonra dað devirenin yanýna gitmiþler. Zincir koparan olanlarý dað devirene anlatmýþ ve yardým etmesini istemiþ. Yýllardýr zalim tekfur hakkýnda anlatýlanlarla bilenmiþ olan dað deviren zincir koparanýn dürtmesiyle harekete geçmiþ. Çataltepe'yi kaldýrdýðý gibi yere vurmuþ. Ortalýðý bir toz bulutu kaplamýþ. Yarým saat sonra toz bulutu kalkýnca ortada ne Çataltepe ne tekfur kalmýþ. Adýný kimse bilmeyeceði için, tekfur tarihin karanlýklarýnda kaybolmuþ.
KELOÐLAN'IN ÝKÝZÝ
Bir varmýþ bir yokmuþ. Evvel zamanda bir Keloðlan varmýþ. Bu Keloðlan kasabaya gitmiþ. Keloðlan'ý han odasýndan gören Ýsmail adýndaki genç adam gözlerine inanamamýþ. Gördüðü týpkýsýnýn aynýsý kendisiymiþ. Elbiseler farklýymýþ. Onun elbiselerini ben giysem herkes beni o zanneder. Ben de onlara pek güzel hayat dersi veririm, diye düþünmüþ. Yüzünü, kafasýný araplar gibi sarmýþ. Araplarýn öyle dolaþmasýnýn sebebi, aþýrý güneþ ve çölde oluþan kum fýrtýnalarýymýþ. Kadýnlarýn saçlarýnýn arasýna kum dolunca yýkamakla çýkmazmýþ. Aþýrý sýcaklarýn ve çöl fýrtýnasýnýn olmadýðý yerlerde arap kadýnlar, açýlýr, saçýlýrmýþ.
Ýsmail, Keloðlan'la arkadaþ olmuþ, kasabada gezmiþler, dolaþmýþlar. Ýki gün sonra Ýsmail, kadýya giderek, Keloðlan altýn dolu kesemi çaldý diye iftira atmýþ ve onu zindana attýrmýþ.
Ertesi gün Ýsmail terziye diktirdiði elbiseleri giymiþ ve Keloðlan gibi saða sola selam verip yürüyerek, sesini taklit ederek Keloðlan olup çýkmýþ. Sonraki on gün Keloðlan'ýn ününden yararlanan Ýsmail pek çok kasabalýyý dolandýrmýþ, borç alýp ödememiþ, kavga çýkararak adam dövmüþ ve sonunda kadýya giderek þikayetinden vazgeçtiðini söylemiþ, Keloðlan'ý býrakmasýný istemiþ ve ortadan kaybolmuþ.
Zindandan çýkan Keloðlan kasabada gezerken þaþýrmýþ kalmýþ. Keloðlan'ý görenler, aman, Keloðlan geliyor bizi dolandýracak, aman Keloðlan geliyor bizi dövecek, diye aþaðý yukarý kaçýþmýþlar. Dükkan sahipleri kapýlarýný kilitleyip evlerine çekilmiþler. Pazar yerine gittiðinde ortalýk boþalývermiþ. Pazar yerinde kimse kalmamýþ.
Keloðlan adamlarýn arkasýndan baðýrmýþ: " Aðalar, etmeyin, eylemeyin, neden benden kaçarsýnýz? Suçum neyse bileyim. "
Bunun üzerine adamýn biri aralýktan çýkmýþ: "Benden borç aldýn ödemedin. " demiþ. Bir diðeri evin arkasýndan çýkmýþ:
" Beni geçen gün borç vermedim diye dövdün, bak kolum sarýlý. Bir baþka adam:
" Zorla evimi elimden alýp baþkasýna sattýn. Bir haftadýr sokakta yatýp kalkýyorum. "
Pek çok kasabalý yaptýklarýný anlatýp Keloðlan'ý Keloðlan'a þikayet etmiþler.
Keloðlan: " Aðalar, ben on gündür zindandaydým. Bu olanlardan haberim yok. Aç kalýrým kimseyi dolandýrmam, aç yatarým kimsenin evini elinden almam. Þimdiye kadar kavgalara karýþtým ama dayak yiyen ben oldum. O koca adamý ben nasýl döveyim? Beni bilmez misiniz, beni tanýmaz mýsýnýz? Nasýl olur da kötü olduðuma inanýrsýnýz? "
Keloðlan'ýn etrafýndaki adamlardan biri: " O zaman sen deðilsen beni kim dövdü? Bu kadar adamý kim dolandýrdý? Beni döven sendin veya senin ikizin gibiydi. Keloðlan hakikaten senin bir ikizin var mýydý? Yani mesela dedim. "
Keloðlan: " Ýkizim mi? Olabilir mi? Hiç bilmiyorum. Bu iþi bilse bilse anam bilir. Buyrun anama gidelim. "
Keloðlan önde, kasabalý arkada, Keloðlan'ýn anasýna gitmiþler. Olanlarý anlatmýþlar ve Keloðlan'ýn bir ikizinin olup olmadýðýný sormuþlar.
Keloðlan'ýn anasý: " Doðrudur. Keloðlan'ýn bir ikizi vardý. Gece biz uyurken hýrsýzlar eve girmiþler ve onu kaçýrmýþlar. Çok aradým izini bulamadým. Acýsýný kalbime gömdüm. Yanýmda bir bu kel kafalý kaldý. Bütün sevgimi ona verdim. "
Kasabalýnýn biri: " Öbürü de bunun gibi kel kafalý mýydý? "
Keloðlan'ýn anasý: " Evet doðru. O da bunun gibi keldi. Kafasýnda bir tel saç yoktu. Kafasýna konan sinek, duramaz, kayar, yere düþerdi. Bunun adý Ýbrahim, onun adý Ýsmail'di. "
Bu sefer kasabalý önde, Keloðlan arkada, kadýnýn huzuruna çýkmýþlar. Kadý, Keloðlan'ýn on gündür zindanda olduðunu ve bugün salýverildiðini söylemiþ. Kasabalý, Ýsmail'den þikayetçi olmuþ. Kadý, kendisinin de aldatýldýðýný, Ýsmail'in peþine kolcularý gönderdiðini, yakalanmasýnýn an meselesi olduðunu belirtmiþ.
Haftasýna kolcular Ýsmail'i kasabaya getirmiþler ve kadýnýn karþýsýna çýkarmýþlar. Huzurda kasabalý toplanmýþ. Deliller onun aleyhineymiþ. Suçu sabitmiþ. Kadý, Ýsmail'i ömür boyu hapse mahkum etmiþ. Fakat Keloðlan ile anasý gelince iþler deðiþmiþ. Keloðlan ile anasý, kardeþim, oðlum deyip Ýsmail'e sarýlmýþlar. Aðlayýp, yalvarmýþlar, gözyaþý dökmüþler. Bunun üzerine Ýsmail piþman olduðunu söyleyip herkesten özür dilemiþ. Kime ne borcum varsa çalýþýp öderim deyince kasabalýdan kopmalar baþlamýþ. Kasabalý þikayetini geri alýnca dava düþmüþ ve kolcular Ýsmail'in baðlý ellerini çözmüþler.
Keloðlan ve anasý, Ýsmail'i evlerine götürmüþler. Akþam yemeðinden sonra yatýp uyumuþlar. Sabah olunca Keloðlan ile anasý uyanmýþlar. Bir de bakmýþlar ki, Ýsmail'in yataðý bomboþ. Çünkü o gece yarýsý kaçýp gitmiþ. Biraz sonra mutfakta tarhana çorbasý piþiren Keloðlan'ýn anasýnýn aklýna bir tencere içine sakladýðý paralar gelmiþ. Paralar yerinde yokmuþ. Anasý sormuþ: " Keloðlan bu tencerenin içinde para vardý. Sen mi aldýn? "
Keloðlan: " Hayýr ana, ben almadým. "
Anasý: " O zaman kim aldý? "
Keloðlan: " Paranýn kokusunu alan biri. Benzerim, ikizim. "
Anasý: " Evde sadece orada para vardý. Ortalýk daðýnýk deðil, çekmeceleri karýþtýrmamýþ. Mutfaða yönelmiþ ve parayý bulmuþ. "
Keloðlan: " Ana, bu para olayýný kadýya söylemezsin umarým. "
Anasý: " Yok oðul, kimseye bundan söz etmek yok. Ýsmail nerede diye soranlara, acele iþi varmýþ, gece gitti deriz. Baþka ne diyeyim oðul. "
Onlar paralarýný çaldýrmýþlar, biz çaldýrmayalým.
Huylu huyundan vazgeçmezmiþ bunu unutmayalým.
Cezasýný çekmeden suçluyu affetmeyelim.
Bu öðüdü vermeden masalý bitirmeyelim.
KELOÐLAN CENGÝZ HAN'IN HAZÝNESÝ
Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir Keloðlan varmýþ. Ýþ bulup çalýþmaz, gezer dururmuþ. Yolda gördüðü kedileri, köpekleri kovalarmýþ. Sincaplara taþ atar, ördeklerin peþinden baðýrýr, onlarýn kaçýþlarýna bakarak eðlenirmiþ. Keloðlan bir gün methini çok duyduðu Cengiz Han'ýn Hazinesi'ni bulmak üzere yola çýkmýþ. Eþek sýrtýnda Konya'ya gelmiþ. Oradan bir kervana katýlarak, Ýran üzerinden Moðolistan'a gitmiþ. Cengiz Han hazinesini bir nehrin altýna gömdürmüþ. Önce nehrin yataðý deðiþtirilmiþ. Hazine gömülmüþ. Sonra nehir eski yataðýna döndürülmüþ.
Keloðlan sormuþ, soruþturmuþ, hazine hakkýnda bilgi toplamaya çalýþmýþ ama boþunaymýþ. Tek bilinen þey, hazinenin bu nehrin altýnda olduðuymuþ. Nehir dediðin de uzunluðuna çok uzun, geniþliðine çok geniþmiþ. Moðollar, yerini bilsek hazineyi biz çýkarýrdýk, demiþler.
O yaz hiç olmadýk bir olay olmuþ. Havalar kurak gittiði için, nehir kurumuþ. Bu durum Keloðlan için büyük þans olmuþ ama hazinenin yerini bulmak imkansýz gibi bir þeymiþ. Keloðlan talihine güveniyormuþ. Daðlara, tepelere çýkmýþ, kuru nehir yataðýný seyretmiþ. Nehir yataðýnda gezmiþ, günlerce yürümüþ. Kafasýný þu düþünce kurcalýyormuþ: Ben Cengiz Han'ýn yerinde olsaydým, hazineyi nereye gömerdim?
Sonunda dere yataðýndaki bir kayanýn dibindeki oyuktan çýkan maymunun elinde altýn olduðunu görmüþ. Oyuðu geniþleten Keloðlan önüne çýkan merdivenlerden aþaðý inmiþ ve demir kapýyý açýnca hazine odasýna girmiþ. Cengiz Han'ýn Hazinesi iþte buradaymýþ. Altýnlar, elmaslar, zümrütler, yakutlar pek çokmuþ. Altýndan kral taçlarý bile varmýþ. Bunlardan birazýný yanýndaki çuvala doldurmuþ, yakýndaki þehirden yiyecek, içecek ve yük taþýmak için deve satýn almýþ. Birkaç gün sonra Keloðlan giriþi kaya parçasýyla kapatmýþ ve tam 54 deve yükü hazineyle yola çýkmýþ. Keloðlan hazinenin kalanýný orada býrakmýþ. Þehirdeki develer o kadarmýþ ve daha deve bulabilse hazinenin hepsini alýrmýþ.
Keloðlan aylar sonra köyüne varmýþ. 54 deve yükü hazineyle gelmesine anasý çok sevinmiþ. Keloðlan anasýna 2 deve yükü hazine hediye etmiþ.
Keloðlan ertesi gün çevrede ne kadar tarla, bað, bahçe varsa satýn almýþ ama eski sahiplerinin buralarý ekip biçmesine ve ürünleri kullanmasýna izin vermiþ. Birkaç hafta içinde Anadolu'yu, birkaç sene içinde devletleri, krallýklarý, imparatorluklarý satýn alarak dünyanýn sahibi olmuþ. Dünya kurulalý beri savaþarak hiçbir hakanýn baþaramadýðý iþi, Keloðlan savaþmadan, kan dökmeden baþarmýþ. Geçtiði yerlerde taþ üstünde taþ, gövde üstünde baþ býrakmayan bir dünya imparatorluðu sevdalýsý Cengiz Han'ýn Hazinesi'yle bunu gerçekleþtirmiþ.
Baþlarýnda baba yok ya, senenin birinde Keloðlan ile anasý epey yokluk çekmiþler. Kýþ yaklaþýyormuþ ama kiler bomboþmuþ. Sabah, akþam tarhana çorbasý içe içe Keloðlan’ýn aðzýnda yara çýkmýþ. Bir de acýyormuþ o yara ki, sormayýn gitsin. Kýsacasý yoksulluk bataðýna boðazlarýna kadar batmýþlar. Tarla yok, tapan yok, koyun yok, keçi yok. Ellerinde bir tek karakaçan kalmýþ. Taþýyacak yük olmayýnca karakaçan ne iþe yarar? Çayýr, çimen otluyormuþ, yiyip, içip yatýyormuþ.
Bir gün anasý Keloðlan’a þöyle demiþ: “ Þu karakaçaný götür, sat. Otuz dersin, yirmi beþten aþaðý verme. Pazarlýk payý býrak. Kazanacaðýn parayla nohut, mercimek al. Vur sýrtýna getir. Eðer karakaçaný satmazsak kýþýn aç kalýrýz, bilmiþ ol. “
Keloðlan bu duruma çok üzülmüþ ama elden ne gelir. Karakaçaný yularýndan tutup çekmiþ: “ Gel bakalým, karakaçan. Anamýn dediklerini duydun. Seni satmamýz lazým. Benim de içim acýyor ama þu yoksulluk baþa bela. “
Keloðlan pazarda karakaçana otuzdan kapý açmýþ, yirmi beþ demiþ, yirmi demiþ, alan yok:
“ Uy, ben ne yaparým þimdi. Anama ne derim Karakaçaný satamadan eve dönersem, anam beni sopayla öyle bir döver ki, sorma. Þimdiden her yanlarým sýzlamaya baþladý. “
Sonunda adamýn biri kafes içinde bir karga ile karakaçaný deðiþ, tokuþ yapalým, demiþ. “ Haydi Keloðlan, ver karakaçaný al kargayý. “
Bunun üzerine Keloðlan: “ Hiç olur mu, hemþerim, hiç onunla bu deðiþilir mi? Nerede görülmüþ karakaçan ile karganýn trampa edildiði. Sen ne iþ yaparsýn önce onu söyle. “
Adam sakin bir þekilde: “ Ben sucukçu Arif’im. Hayvan alýr, keser, sucuk yapar, satarým. “
Keloðlan karakaçanýn kulaðýna eðilmiþ: “ Vay duydun mu karakaçan, adam sucukçuymuþ. Seni buna satarsam hiç acýmaz, keser, sucuk yapar. “
Keloðlan’ýn bu sözleri üzerine karakaçanýn gözünden yaþ gelmiþ: “ Ne olur beni satma, Keloðlan. Söz, bundan sonra sýrtýma en aðýr yükleri vursan gýk demem. Eskisi gibi karþý çýkmam. Sýrtýma da binersin, yirmi okkadan çok yük de taþýrým.”
Keloðlan, hayýr satmýyorum, demiþ ve pazarýn baþka tarafýna doðru yürümüþ. Ama adam peþini býrakmamýþ: “ Bak Keloðlan, bu karga baþka karga. Bazý karga türlerinin dört yüz sene yaþadýðý biliniyor. Bu daha üç yüz yaþýna girdi. Sana uzun seneler hizmet eder. Dedemin dedesinden kalmýþ. Ona da dedelerinden kalmýþ. Bilmem kaç nesil öncesinden dedem korsanmýþ. Bu kargayý beslermiþ. Arkadaþlarýndan habersiz, onlar uyurken, korsan gemisinden bir sandýk hazineyi alarak bir maðaraya götürüp gömmüþ. Korsan dedem bir soygunda vurularak ölünce hazinenin yerini bilen sadece bu karga kalmýþ. Babam çok uðraþtý, ben çok uðraþtým, yalvardým, ayaklarýna kapandým ama karga hazinenin yerini söylemiyor. Geçen gün aðzýmdan kötü bir söz kaçýrdým ve karga, sana, çocuðuna, soyuna, sopuna, hazinenin yerini söylemem, dedi. Ben de umudu kestim. Pazarda dolaþýrken seni görmüþ, beni bu kel çocuða satarsan ona hazinenin yerini söylerim, dedi. Benim bütün çabam, uðraþým bundan. Hazineyi bulursan, onda birini versen razýyým. “
Keloðlan kargadan yana dönmüþ: “ Ne dersin, karga, bunlar doðru mu? Hazinenin yerini bana söyleyecek misin? “ diye sormuþ.
Karga: “ Seni sevdim, Keloðlan. Halinden garip ve yoksul olduðun belli ama seni zengin edeceðim. Arif’in dedikleri doðrudur. Hazinenin yerini bir sana söylerim.”
Keloðlan: “ Sað ol karga. Dört yüz sene yaþarmýþsýn, ömrüne yüz sene de ben ekledim. Þu halde beþ yüz yaþýný geçersin. “
Keloðlan sucukçu Arif’ten karakaçaný geri almaya geleceðini ve onu kesinlikle kesmeyeceði sözünü aldýktan sonra kargayý alarak evinin yolunu tutmuþ. Evde Keloðlan’ýn karakaçaný bir kargaya deðiþtiðini duyan anasý beyninden vurulmuþa dönmüþ: “ Hani nohut, mercimek? Biz kýþýn bu kargayý mý yiyeceðiz? “ Diye baðýrarak sopasýný kaptýðý gibi Keloðlan’a vurmaya baþlamýþ. Keloðlan kendini dýþarý zor atmýþ. Yandým anam, yandým anam, diye baðýrarak koþarak uzaklaþmýþ.
Akþamüstü hava kararmaya baþlayýnca Keloðlan evin yakýnýna gelip oturmuþ. Biraz sonra anasý dýþarý çýkmýþ ve Keloðlan’ý görmüþ: “ Keloðlan, haydi gel, oðlum! Gel de içeride otur. Karga bana her þeyi anlattý. Ona inandým. Yarýn kargayla gider, hazineyi bulur, getirirsin. Hazine bize her þeyi aldýrýr, gerekirse saray yaptýrýr. “
Keloðlan, anasýnýn sözleri üzerine eve girmiþ.
Ertesi sabah Keloðlan kafesteki karga ile birlikte yola çýkmýþ. Tez zamanda maðaraya varmýþlar. Karga hazinenin yerini göstermiþ. Koca taþý kaldýrýp, topraðý kazýnca, hazine sandýðýný bulmuþlar. Sandýk, altýnlar, gümüþler ve inci kolyelerle doluymuþ. Keloðlan yanýnda getirdiði bez torbaya göz kararýyla hazinenin onda birini doldurmuþ. Sucukçu Arif’e giderek, torbayý verip, karakaçaný geri almýþ. Daha sonra hazine sandýðýný büyükçe bir çuvala koyup karakaçana yüklemiþ ve evinin yolunu tutmuþ.
Anasý, Keloðlan’ý sevinçle karþýlamýþ. Sandýktaki mücevherleri görünce sevinci iki katýna çýkmýþ. Sandýðý evin altýndaki kilere saklamýþlar. Kafesten çýkarýlan karga kilerde nöbetçi kalmýþ. Keloðlan ertesi gün sandýktan bir avuç altýn alarak karakaçanla birlikte pazara gitmiþ. Pazardan, nohut, mercimek, kuru fasulye, un, tuz, bulgur, meyve, sebze, kurutulmuþ et alýp eve dönmüþ. Kiler yiyecek dolmuþ. Artýk Keloðlan, anasý, karga ve karakaçan kýþý rahatça geçirebilirmiþ.
Keloðlan anasýnýn istediði sarayýn yapýmýný yazýn baþlatmýþ. Sarayýn yapýmý bir yýl sürmüþ. Daha sonra Keloðlan ile anasý bu saraya taþýnmýþ. Keloðlan padiþahýn dünya güzeli kýzýyla evlenmiþ. Hep birlikte uzun yýllar mutlu ve bahtiyar olarak yaþamýþlar.
SON
Yazan: Serdar Yýldýrým
Konu Serdar Yýldýrým tarafından (30/01/26 Saat 14:47 ) değiştirilmiştir..
KELOÐLAN'IN ABLASI CANAN
Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir Keloðlan varmýþ. Çalýþmaktan hoþlanmaz, evde yan gelip yatarmýþ. Ara sýra bahçeye çýkar, çekirgeleri kovalarmýþ. Bahçede gördüðü akreplerin kuyruklarýný keser, sonra da kuyruksuz akrebin kaçýþýný seyredermiþ. Günlerden bir gün Keloðlan kasabaya gitmiþ. Bu kasabada tellal davul çalýyor ve hazýr iþte çalýþacak gönüllü arandýðýný haykýrýyormuþ. Olay tanýtým amaçlýymýþ. Caný isteyen iþi yerinde gidip görebiliyormuþ. Gidip görmek bedavaymýþ. Bu iþe Keloðlan'ýn kafasý yatmýþ. Akþamüstü eve dönünce anasýna olanlarý anlatmýþ. Ýþyeri Yalova'nýn yakýnlarýnda bir yerdeymiþ.
Bunun üzerine Keloðlan'ýn anasý: " Ah oðlum, kader çekiyor. Biliyorsun yýllar önce ablan Canan Yalova'ya gittiydi, týpkýsýnýn aynýsý bir iþte çalýþmak üzere. Kýzlar ve kadýnlar mutlaka çalýþmalý. Onlar çalýþmasýn, evde otursun diye bir düþünce olamaz. Bu durum erkeklerin uydurmasýdýr. Amaç, kýzlarý, kadýnlarý geri planda býrakmaktýr. Git oraya ablaný bul. Seni yanýna alsýn. Çalýþ, üret, bir iþe yara. "
Keloðlan ertesi gün köyü Alaca'dan Bursa'ya gelmiþ. Bursa'dan o gün öðle vakitleri 16 at koþmaya baþlamýþ. 4 gün 3 gece at üstünden inmeden Kütahya, Ýzmir, Balýkesir üzerinden yeni atlýlarýn katýlýmýyla Yalova'ya gelinmiþ. Kurutulmuþ et, peksimet yiyerek ve kýrbadan su içerek bu mümkün olmuþ. Atlýlar, ihtiyaçlarýný at üstünde karþýlamýþlar.
Yalova'da Keloðlan ablasýný deðil, ablasý Keloðlan'ý bulmuþ. Keloðlan gelenler arasýnda denince ortalýk karýþmýþ. Her bir tanýtýmcý, Keloðlan'la tanýþmak için, fýrsat kollamýþ. Keloðlan'ýn ablasý hepsini durdurmuþ: " Durun bakalým, gelen Keloðlan'dýr ama benim kardeþimdir. Sizin hepinizin toplamýndan daha fazla benim onunla görüþmeye hakkým vardýr. " deyince görevliler durmuþlar. Sonunda Canan Keloðlan'la buluþmuþ. Hayýr, hayýr, beklediðiniz gibi Keloðlan'la ablasý birbirlerine sýkýca sarýlmamýþlar. Sadece el sýkýþmýþlar ve masanýn iki yanýndaki taburelere karþýlýklý oturmuþlar.
Canan söze þöyle bir giriþ yapmýþ: " Aman Keloðlan, yaman Keloðlan, daðlar baþý, duman Keloðlan. Be kardeþim bu kadar mý olur? Fakirsin, iþin yoktur, çalýþmazsýn, dað-taþ gezersin. 6 yýldýr buradayým. Burada çalýþanlar, gelen giden müþteriler senden bahsederler. Seni anlatýrlar. Bazen Karabey bizi salonda toplar ve iki kolunu yukarý kaldýrýp teslim iþareti çizdikten sonra, biliyor musunuz, geçen günlerden birinde Keloðlan ne yapmýþ, deyip baþýndan geçmiþ bir olayý anlatýr. Acýklý bir olay bile olsa mutlaka güldürüþlü yaný vardýr ve biz bu fýrsatý kaçýrmayýp güleriz. Ey kardeþim, sen ne yaptýn da bu kadar tanýndýn, meþhur oldun? "
Bunun üzerine Keloðlan utana, sýkýla: " Ben bir þey yapmadým da insanlar benim iyi niyetimi sevdiler. Hayat yarýþýnda beni öne çýkardýlar. Önde olmak benim de iþime geldi. Macera peþinde koþup onlara malzeme hazýrlamak istedim. "
Daha sonra Canan Keloðlan'a buraya niye getirildiðini anlatmýþ. Buradaki geniþ arazilerin sahibi Karabey'miþ. Karabey çok iyi niyetliymiþ. Hayatla yaptýðý mücadeleyi kaybetmiþ veya kaybetmek üzere olanlara yardýmcý olmayý kendine rehber edinmiþ. Geniþ tarlalar hazýrlamýþ: Domates, biber, patates, patlýcan tarlalarý. Tarlayý kazmýþ, tohumu atmýþ, can suyunu dökmüþ, tarla alýcý bekliyor. Geniþ çiftlikler hazýrlamýþ: Koyun, keçi, tavuk, güvercin çiftlikleri. Her çiftlikte 100'er tane koyun, keçi ve 500'er tane tavuk, güvercin.
Keloðlan: " Ablam, söylediklerin beni etkiledi. Ben de tarladýr, çiftliktir, birinden birisine sahip olmak isterdim ama þu kadar, bu kadar altýn diyorsun. Nerede bende o kadar altýn? 18 yaþýndayým ama hiç altýným olmadý. Birkaç yýl önce Celep Ali'nin elinde bir altýn gördüydüm ya aldýrma. Benim altýnla alýþveriþim iþte bundan ibaret. "
Canan: " Bak kardeþim, biz buraya insanlarý kazandýrmak için getiriyoruz. Altýnýn yoksa al tarlayý, çiftliði kirala, kazandýktan sonra öde. Örneðin, domates tarlasý diyelim. Domatesler olgunlaþýnca topluyoruz, tartýyoruz ve parasýný ödüyoruz. Senin yapacaðýn tarlanýn bakýmýný yapmak. Eðer tarlayý kiralamýþsan yarý parasýný alýyorsun. Diðer yarýsýný kira karþýlýðý olarak alýyoruz. 5 yýl sonra tarla senin olacak. Örneðin, koyun çiftliði, her gün gelip süt saðýyoruz, parasýný ödüyoruz. Koyunlarý otlatmak senin görevin. Çiftliði kiralamýþsan yarý parasýný alýyorsun. 5 yýl sonra çiftlik senindir. Burada bu sistemden ekmek yiyen 1.000'den fazla çalýþan var. Hem kazanýyoruz hem kazandýrýyoruz. "
Canan 4 saat dil dökmüþ, anlatmýþ. Arada yaþam ve hayat hakkýnda pek çok þey konuþmuþlar. Sonunda konu satýn alma ve kazanç iþine dönmüþ. Keloðlan'ýn direnci karþýsýnda Canan ipin ucunu býrakývermiþ. Kardeþini bir iþ sahibi etme düþüncesi yok olmuþ.
Devran dönmüþ, gün dönmüþ, neredeyse akþam olacakmýþ. Keloðlan'la birlikte gelenlerden birkaçý orada kalmýþ. Tarladýr, çiftliktir satýn alanlar, kiralayanlar olmuþ. Keloðlan ablasýyla vedalaþýp atýna binmiþ. Hoþça kalýn, demiþ. Oradakiler, güle güle git Keloðlan, demiþler.
Keloðlan evine vardýðýnda olanlarý anasýna anlatmýþ. Ablamýn selamý var, demiþ. Yakýnda bir gün ablasýnýn kendilerini ziyarete geleceðini söylemiþ. Müjdeyi alan anasý evde temizliðe baþlamýþ. Canan bu, belli mi olur, yarýn çýkar gelirmiþ. Keloðlan ile anasý Canan'ý bekleye dursun gökten dört elma düþmüþ. Elmalarýn biri Keloðlan'ýn, biri anasýnýn, biri de Canan'ýnmýþ. Son kalan elma okuyucularýnmýþ
KELOÐLAN DENÝZDEN BABAM ÇIKTI
Geçmiþ zamanlarda bir Keloðlan yaþarmýþ. Bu Keloðlan'ýn bir de anasý varmýþ. Baþka kimi, kimsesi yokmuþ. Keloðlan daðda, bayýrda gezen, dereden, gölden su içen, iþsiz, güçsüz bir gençmiþ. Anasý yat deyince yatar, kalk deyince kalkarmýþ. Sabahlarý tarhana çorbasý içer, akþama kadar bahçede fare kovalarmýþ.
Günlerden bir gün anasý Keloðlan'a fena kýzmýþ: " A benim tembel oðlum, býrak fare peþinde koþmayý, çýðlýk atýp onlarý korkutmayý. Bak öðlene yemek yok. Evden oltayý al da git denizden balýk tut. Hem öðlene hem akþama yemeðimiz olur. "
Bunun üzerine Keloðlan: " Ama ana, ben balýk tutmayý bilmem ki. " deyince anasý:
" Balýk tutmayý bilmiyorsun ama yemeyi biliyorsun. Þimdi sahilde balýk tutanlar vardýr. Sor, sana öðretirler. Haydi, rastgele. "
Keloðlan oltayý almýþ, denizin yolunu tutmuþ. Sahilde balýkçýlara sormuþ, balýk nasýl tutulur, öðrenmiþ. Oltanýn ucuna yem takmýþ, denize atmýþ. Bir saat beklemiþ, sonunda oltanýn ipi gerilmiþ. Oltaya kocaman bir balýk yakalandýðý belliymiþ. Balýkçýlardan yardým istemiþ. Balýkçýlar, yardýma koþmuþ, oltayý çekmiþler ve hayretten donakalmýþlar. Oltanýn ucunda bir adam varmýþ, adam ayaða kalkmýþ.
Keloðlan: " Denizden babam çýktý. " diye baðýrmýþ. Gitmiþ babasýna sarýlmýþ.
Babasý: " Yoksa sen benim oðlum Keloðlan mýsýn? " diye sormuþ.
Keloðlan: " Evet baba, ben Keloðlaným. Sekiz yaþýmdan beri seni görmedim. Anam, baban bir gün dönecek, derdi. Ýþte döndün. "
Balýkçýlar: " Aman Keloðlan, denizden babam çýksa yerim derdin. Sakýn babaný yeme. Onun yerine bu balýklarý kýzart, ye. " diyerek Keloðlan'a bir sepet balýk vermiþler.
Keloðlan'ýn, babasýyla döndüðünü gören anasýnýn sevincine diyecek yokmuþ. Keloðlan tef çalmýþ, anasýyla babasý oynamýþ. Öðle ve akþam yemeðinde balýk yiyen Keloðlan, anasý ve babasý sonradan uyumak için odalarýna çekilmiþler. Sabahleyin uyanan Keloðlan babasýný evde bulamamýþ. Ana, babam nerede, diye sormuþ.
Anasý: " Bilmem oðul, uyandýðýmda yatakta yoktu. Gelip bizim durumumuzu görüp gitti. " Keloðlan, nereye gitmiþtir, deyince, anasý: " Nereye gidecek oðul, denizden geldi, denize gitmiþtir. "
" Ana, ben þimdi oltayý denize atsam yine denizden babam çýkar mý? "
" Hayýr çýkmaz. Uyumadan önce baban bana bazý þeyler anlattý. Geldiði yerde rahatý yerindeymiþ. Derdi, kederi yokmuþ. Oðlum, dedi aðladý, beni de aðlattý. Sonradan ben uyumuþum, uyandýðýmda gitmiþti. "
" Sence babamý bir daha görebilecek miyiz? "
" Görürüz de ne zaman görürüz bilmem. Oðlum denize ara sýra olta atsýn, beni yakalamaya baksýn dediydi ya kaç zaman sonra oltaya takýlýr bilinmez. Sen þimdi onu bunu boþver de babaný gördüðünün keyfini sür. Herkese denizden babasý çýkmýyor bilmiþ ol. "
KELOÐLAN BEBEK DEV
Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir Keloðlan varmýþ. Bol bol yemek yer, bel bel bakýnýr, yan gelip yatarmýþ. Anasý bir gün kýzmýþ Keloðlan'a: " A benim kel oðlum. Bütün gün yatmasan, bir iþe yarasan, bak önümüz kýþ, daðdan odun kýr getir, benden sana alkýþ. " demiþ. Bunun üzerine Keloðlan, anasýný daha fazla üzmemek için, baltayý kaptýðý gibi daða çýkmýþ.
Keloðlan daðda kesilecek aðaç aramýþ, durmuþ. Onurlu, kiþilik sahibi insan yaþ aðaca balta vurmazmýþ ya, Keloðlan da daðda boþu boþuna kuru aðaç aramýþ. Keloðlan aðaçlara acýya dursun ilerden bir yerlerden bebek aðlamasý, ýnga sesi duymuþ. Keloðlan sesin geldiði yöne doðru gitmiþ ve sonunda büyük bir maðarada aðlayan kocaman bir bebek devle karþýlaþmýþ. Bebek dev maðara duvarýna tutunup ayaða kalktýðýnda boyu dört metreyi buluyormuþ.
Bebek dev, mama, mama, der dururmuþ. Keloðlan onun acýktýðýný anlamýþ. Hani anne, baba, demiþ.
Bebek dev: " Anne, baba yok, gitti. " demiþ.
Keloðlan, ne istersin, deyince bebek dev, süt, süt, demiþ. Keloðlan, iki saat bekleyebilir misin ? Ben bir koþu köye inip sana süt getireyim, deyince, bebek dev, olur, demiþ. Keloðlan fýrlamýþ, köye inmiþ, köylüleri olaydan haberdar etmiþ. Güðümlerle, bidonlarla süt köylüler tarafýndan taþýnýp, bebek dev beslenmiþ.
Ertesi gün bebek dev, yanýnda köylüler olduðu halde, emekleyerek daðdan düze inmiþ, köye gelmiþ. Köydeki çiftlikler ve mandýralar bebek deve süt yetiþtirmiþler. Bebek dev birkaç ayda emeklemeyi býrakýp, ayaða kalkmýþ. Bebek devin köyde gezerken, köylülere iþtahla baktýðýný kimse fark etmemiþ. Sonraki günlerde adamlar ve kadýnlar kaybolmaya baþlamýþ. Keloðlan bebek dev geldikten sonra bu böyle oldu, diye düþünmüþ. Bebek devi takip etmeye baþlamýþ. Sonunda onu bir köylüyü yakalayýp aðzýna götürürken görmüþ.
Keloðlan: " Hey bebek dev, býrak o köylüyü, yeme. " demiþ. Bebek dev köylüyü býrakmýþ, köylü kaçýp gitmiþ. " Ey bebek dev, ben seni maðarada bulduðumda çaresizdin. Sana yardým etmesem, hayatla mücadeleni kaybederdin. Köylülerin de sana yardýmý büyük oldu. Neden onlarý yiyorsun? "
" Þey! Ama köylüler çok tatlý. Çýtýr çýtýr yedim onlarý. "
Sözün bittiði yer burasýymýþ. Keloðlan bebek devle konuþmasýna devam etse ne olacakmýþ? Þöyle bir düþünmüþ. " Bebek devi köylülerin baþýna bela eden benim. O zaman bu belayý ben defetmeliyim. " Keloðlan köylülerle birlikte bir sal yapmýþ. Bu sala bebek devi oturtmuþlar ve eline bir kürek verip denize uðurlamýþlar. Bebek dev bol bol kürek çekmiþ ve bir adaya ayak basmýþ. Bu adada insan yokmuþ, hayvan yokmuþ. Bebek dev et yiyememiþ ama ot ve yaprak yemiþ. Yýllar geçmiþ, boyu on metreye ulaþmýþ. O, bir bebekken Keloðlan'ýn ve köylülerin ettiði yardýmlarý unutmamýþ. Köylülere yaptýðý haksýzlýðý utanarak anýmsamýþ.
KELOÐLAN'I ÇARMIHA GERDÝLER
Keloðlan kasabaya tuz almaya gidiyormuþ. Bakmýþ yolun ilerisinde arabýn biri, evin etrafýnda dönüp duruyor. Keloðlan arabýn yanýna gelmiþ ve arapla birlikte dönmeye baþlamýþ. Keloðlan sormuþ: " Ey arap, bu ev senin midir? "
Arap cevap vermiþ: " Evet, ev benimdir. Senin adýn nedir? "
" Benim adým Keloðlan'dýr. Ya seninki? "
" Benim adým da Bekir'dir. Nereye gidersin? "
" Kasabaya giderim. Ya sen niye evin etrafýnda dönersin? "
" Bir tür inanýþ. Ben uydurdum, döndükçe kötülükler evden uzaklaþýr. "
" Günde kaç defa dönersin? "
" Aklýma geldikçe, kafama estikçe üç-beþ defa. "
" Dönmesen, yürümesen, dursan, diyen Keloðlan'a arap çok kýzmýþ. "
" Bana nasýl dönme dersin, " diyen arap Keloðlan'ý yakalayýp baðlamýþ. Daha sonra aðaç dallarýndan çarmýh hazýrlayýp Keloðlan'ý bu çarmýha germiþ. Ellerini, ayaklarýný baðlamýþ. Haydi, bana müsaade, diyen arap yürüyüp gitmiþ.
Bu masalý yazmakta olan Serdar Yýldýrým Keloðlan'ýn haline acýmýþ. Noktayý koyup, kalemi elinden atarak, defterin içine girmiþ ve Keloðlan'ýn yanýnda belirmiþ. Onun baðlý olan ellerini ve ayaklarýný çözmüþ. Keloðlan, Serdar'a teþekkür etmiþ. Sana bir can borcum var, demiþ. Kendisini çarmýha geren arabýn tekin biri olmadýðýný, burada fazla eðlenmemesini söyleyip hýzlý adýmlarla oradan uzaklaþmýþ.
Serdar saða-sola bakýnýrken arap gelmiþ. Serdar'dan Keloðlan'ý býraktýðýný öðrenen arap küplere binmiþ. Baðýrýp çaðýrmýþ. Hýrsýný alamayan arap Keloðlan'ý çarmýha gerdiði yere bu kez Serdar'ý baðlamýþ. Haydi, bana müsaade deyip yürüyüp gitmiþ.*
Aradan yarým saat geçmiþ geçmemiþ Keloðlan geri gelmiþ. Serdar'ý çarmýhtan indirmiþ. Sana can borcum ödendi, demiþ. Bunun üzerine Serdar gelecekten geldiðini, yazdýðý pek çok masalýn yaný sýra Keloðlan masallarý da yazdýðýný, þimdiye kadar yirmi tanesinin bittiðini söylemiþ. Masallarý internette yayýnladýðýný, yayýnevlerinin bunlarýn bazýlarýný masal kitaplarýna aldýðýný belirtmiþ.*
Keloðlan: " Ýnternet nedir bilmem ama benim masallarýmýn kitaplara geçmesine çok sevindim. Herkes okuyor mu onlarý? "
Serdar: " Evet Keloðlan. Herkes okuyor. "
Keloðlan: " Dur bak Serdar, baþýmdan geçen birkaç olayý anlatayým. Onlarýn da masalýný yaz. "
Serdar: " Tamam, olur Keloðlan. Ama önce buradan uzaklaþalým. Arap gelirse bu kez ikimizi birden çarmýha gerer, kurtaran da olmaz. "
Keloðlan: " Doðru ya, ben arabý unutmuþtum. O kadar yalvardým beni çarmýha gererken, bir merhamet göstermedi. "
Serdar: " Bense araba hiç yalvarmadým. Yaptýðýnýn yanlýþ olduðunu söylemekle yetindim. Senin geri geleceðini biliyordum. Bu Keloðlan benim bildiðim Keloðlan ise, buralardan gitmemiþtir, bizi seyrediyordur, diye düþünüyordum. Hani can borcum diyordun ya onu ödemek için. Ben senin kadar zeki olsam baþka ne isterim. "
Keloðlan: " Bütün sözlerin doðru. Anam haricinde herkes benim zeki olduðumu söyler. Þu gördüðün saksý boþ deðil yani. "
Karþýdaki ormandan çýkan arabý gören Keloðlan ile Serdar ayrý yönlere bir kaçýþ kaçmýþlar ki sormayýn! Ýkisi ayný yöne kaçsalar ve araba yakalansalar kim kurtaracakmýþ? "
Arap daha sonra evine girmiþ, yemek yiyip, yatýp uyumuþ. Gece yarýsý þiddetli bir yaðmur yaðmýþ. Bu arada arabýn evine yýldýrým düþmüþ. Arap artýk yaþamýyormuþ.*
KELOÐLAN DEV FARE
Bir varmýþ, bir yokmuþ. Bir dev fare varmýþ. Aha manda kadarmýþ.
Fare, fare, dev fare, nasýl geldin bu hale?
Ne yedin de böyle oldun, bir göründün, bir kayboldun.
" Daðda, bayýrda gezerim, ne bulursam onu yerim.
Kedilerin düþmanýyým, yakalarsam kedi de yerim. "
Dev fare arkasýnda yüzlerce normal fare olduðu halde kasabaya giriþ yapmýþ. Þarkýlar söyleyerek sokaklarda gezmiþler. Ortalýkta ne bir insan, ne bir kedi görünmüyormuþ. Dev fare ve arkadaþlarý, bu kasabada günlerce kalmýþlar. Kilerlerde, ambarlarda ne varsa yiyip bitirmiþler.
Bir gün kasaba dýþýndaki yolda nöbet bekleyen fareler, ileriden gelen kel kafalý bir genci görmüþler. Durumu dev fareye bildirmiþler.
Dev fare: " Sakýn bu Keloðlan olmasýn? Adýný çok duydum ama kendisini hiç görmedim. Gidin sorun bakalým kimmiþ, neyin nesiymiþ? Eðer bu Keloðlan ise, yandýðýmýzýn resmidir. Bizi bir dakika bu kasabada tutmaz, bilmiþ olasýnýz. "
Bunun üzerine oradaki farelerden biri: " Aman efendim, siz neler söylüyorsunuz? Gelen Keloðlan olsa ne olacak? Bize ne yapabilir ki? Ýzin verin onu geldiði yere kadar kovalayalým. "
Dev fare: " Kimi kovalýyorsun? Keloðlan senden, benden kaçar mý sanýyorsun? O korkmaz, korkutur. Yenilmez, yener, ezilmez, ezer. Kaybettiði görülmemiþtir. "
Farelerden biri gitmiþ ve az sonra geri dönmüþ. Gelen genç Keloðlan'mýþ. Dev fare Keloðlan'ýn karþýsýna çýkmýþ. Onu saygýyla selamlamýþ. Hoþ geldiniz, demiþ.
Dev fareyi görünce Keloðlan'ýn aklý baþýndan gitmiþ. Çok korkmuþ, bir aðacýn arkasýna saklanmýþ: " Uy anam, o neydi öyle? Kocaman, öküz kadar! Etraf fare dolu. Bu onlarýn babasý olsa gerek. Öküz faresi mi desem, fare öküzü mü desem? Beni yakalarsa yer bu ya. Yandým ki hem ne yandým. " diye söylenirken, dev farenin sesini duymuþ:
" Keloðlan Bey, saygýdeðer Keloðlan Bey, nasýlsýnýz, iyi misiniz? "
Bunun üzerine Keloðlan önce saklandýðý aðacýn arkasýndan baþýný çýkarmýþ, durum vaziyetini kontrol etmiþ, ortamýn müsait olduðunu görünce ortaya çýkmýþ. Bakmýþ dev fare karþýsýnda el pençe, divan duruyor: " Seni gidi minik, beni niye korkuttun bakayým? Gel buraya kulaklarýný çekeyim. "
" Aman efendim, ben kim, sizi korkutmak kim? Asýl ben sizden çok korkuyorum. "
" Yapma ya..! Minik, benden niye korkuyorsun çabuk söyle bakalým? "
" Sizi tanýmayan, Keloðlan adýný bilmeyen yoktur. Ben daðdan geldim. Oralarda herkes sizin baþýnýzdan geçen olaylarý anlatýyor. Ýnanýn sizin hikayelerinizi dinleyerek büyüdüm. "
" Büyümüþsün ama fazla büyümüþsün. Bundan sonra benim hikayelerimi az dinle. "
" Hani siz iyisiniz ama rakipleriniz kötüdür. Ben sizin tarafýnýzdan olmak istiyorum. Bugün burada olanlarý duyanlar beni kötü bilmesinler. Kasabalýlarýn biraz yiyeceðini yediydik. Þu iki çuval altýn zararý karþýlar. Ben bu altýnlarý daðda sebze, meyve satarak kazandým. Ayrýca kasabalýlardan özür diliyorum. Þimdi daðlara dönüyorum ve bir daha daðdan inmem. "
" Yolun açýk olsun, güle güle git. Kimse seni kötü bilmez, merak etme. "
Daha sonra dev fare ve öbür fareler þarkýlar söyleyerek kasabayý terk etmiþ. Altýnlar kasabalýnýn zararýný karþýlamýþ. Kasabalýlar, Keloðlan için, eðlenceler düzenlemiþler, ziyafetler vermiþler. Böylece Keloðlan kasabalýlarý farelerden kurtarmýþ olmuþ.
KELOÐLAN ÝLE ULUDAÐ
Bundan yýllar önce Anadolu'da bir Keloðlan yaþarmýþ. Bu Keloðlan anasýyla birlikte karýnca misali geçinir giderlermiþ. Keloðlan çalýþmayý sevmezmiþ ama anasýnýn zorlamasýyla iþ bulup çalýþtýðý ve üç beþ kuruþ kazandýðý olurmuþ. Keloðlan bir gün bir gezginden duyduklarý karþýsýnda neredeyse büyük dilini yutacakmýþ. Gezginin anlattýðýna göre, Uludað'da yaþayan kocamýþ bir ihtiyar varmýþ ve bu ihtiyar 54 milyon yaþýndaymýþ.
Keloðlan kendi etrafýnda þöyle bir döndükten sonra: " Aboov! Sen ne diyorsun gezginim! Hiç o kadar yaþýnda insan olur muymuþ? 54 yaþýnda deseydin inanýrdým da öyle milyon yaþa falan benim aklým ermez. Peki, sen inanýyor musun ihtiyarýn o kadar yaþadýðýna? "
Bunun üzerine gezgin: " Tabi inanýyorum. Ýnanmasam sana söyler miyim? Kendisini yýllardýr tanýyorum. Ben çocukken ihtiyardý, 30 yaþýna girdim yine ihtiyar. Babam, dedem zamanýnda da ihtiyarmýþ. Dedemin dedesi de onu tanýrmýþ ve o zamanda ihtiyarmýþ. En aþaðý hesaba vursan 200 yýl çýkar. 200 yaþ da az deðil hani. "
Keloðlan: " Onun orasý öyle, 200 yaþýnda olabilir ama 54 milyon bana inanýlmaz geldi. Hiç inanmadým. "
Gezgin: " Seni tanýrým Keloðlan, inanmadým dersin ama araþtýrma yapmaktan geri durmazsýn. Ya doðruysa deðil mi? Sen meraklý köylüsün. Uludað'a gidersin. Ýhtiyarý bulursun. Onunla konuþursun. "
Gezgin, Keloðlan'ý iyi tanýyormuþ. Ertesi sabah anasýndan izin alan Keloðlan, Uludað'a doðru yola çýkmýþ. Keloðlan yolda sormuþ, soruþturmuþ, yeni insanlarla tanýþmýþ, konuyu araþtýrmýþ. Gezginin anlattýklarýyla insanlarýn anlattýklarý birebir örtüþüyormuþ. Uludað'da milyonlarca yýldýr yaþayan bir ihtiyar varmýþ ve Keloðlan onunla bir an önce tanýþmak için sabýrsýzlanýyormuþ.
Sonunda Keloðlan çok yaþ yaþamýþ, diþleri dökülmüþ, iki büklüm ihtiyarý bulmuþ. Onunla koyu bir sohbete dalmýþ. Keloðlan sormuþ: " Dedem, ben geldiðimde selam dedim, sen kafaný kaldýrýp beni gördün ve hoþ geldin Keloðlan, selam evladým, dedin. Benim adýmý nereden biliyordun ki? Sanýyorum beni ilk kez görüyorsun."
" Bak bu doðru Keloðlan. Seni ilk kez görüyordum ama adýný biliyordum. Benimle görüþmeye gelenlerden bazýlarý Keloðlan deyip baþýndan geçmiþ bir olayý anlattýlar. Aslaným, sen çok meþhursun. Gezgine de söyledim, þu Keloðlan'ý kap getir diye. Kendi gelmedi ama seni gönderdi. Benim için seni tanýmak zor olmadý. "
" Dedem, þu üç günlük dünyada derler, dünya sence de üç günlük müdür? "
" Dünya üç günlük deðildir. Beþ günlük de deðildir. Yaþadýðý günlerin pek çoðunu deðerlendirmiþ, zamanýný boþa geçirmemiþ bilgili, kültürlü bir insan þu üç günlük dünyada deyimini kullanmaz. "
" Dedem, bu dünyaya yalan dünya diyorlar. "
" Olur mu Keloðlan? Dünya yalan olur mu? Tabi ki bu dünya gerçektir. "
Ýki büklüm ihtiyar aniden doðruluvermiþ: " Bak ben Uludað'ým. 54 milyon yaþýndayým. "
Keloðlan: " Nee?! Sen Uludað mýsýn? "
" Tabi ya ne sandýn? Uludað'ýn bir de insansal karþýlýðý olmalý. Dünya çapýnda bir dað derdini anlatabilmeli. Bak Keloðlan, insanlar bir fikir ve düþünce sistemine baðlý kalmamalý. Diðer fikir ve düþüncelere saygý duymalý. Eleþtiri kabul etmeli. "
" Dedem Uludað, seni üzdüysem beni affet. Nice zamandýr bu sorular kafama takýlýyordu. Soran öðrenir, sormayan ne öðrenmiþ, derler. Ben de geldim, seninle tanýþtým, memnun oldum. Misafirin iyisi erken kalkandýr. Ýzin istiyorum. "
" Ýzin senindir Keloðlan. Ama çok erken kalktýn. "
" Dedem, bu kadarý yeterli. Konuþtuklarýmýzý anlatmama izin çýkar mý? "
" Çýkar. Ben sözlerimin arkasýndayým. "
Keloðlan düze indikten sonra köyünde ve diðer köy ve kasabalarda Uludað'la konuþtuklarýný anlatmýþ. Herkes, Keloðlan'ýn anlattýklarýný ilgiyle dinlemiþ. Bir kiþi bile karþý çýkan olmamýþ. Doðru söze ne denir? Demek ki doðru söyleyen dokuz köyden kovulmuyormuþ.