Mutluluğu nerede bulabilirsiniz?...
Ne mantıksal düşüncede, ne maddi zenginlikte, ne de şöhrette...
Kendi doğanızın gerektirdiği biçimde yaşamakta...
Peki bunu nasıl yapabilirsiniz?...
Davranışlarınızın ve eylemlerinizin, ilkelerinize dayanmasını sağlayarak...
İyi ve kötüyü ele alan ilkeleriniz...
Sizi adil, ılımlı, cesur ve özgür kılmayan hiçbir şey sizin için iyi değildir...
...Ve bunların tam zıddı olmayan hiçbir şey de kötü değildir...
(...Marcus Aurelius)
Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.
İnsan kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi neticesinde yaşlıdır.
Cesareti neticesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.
Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla ihtiyarlamaz.
İnsanları ihtiyarlatan, ideallerinin gömülmesidir.
Seneler cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların teslim edilmesi, ruhu buruşturur.
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, hâlbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır.
Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz.
Yaşlanmak, bir dağa tırmanmak gibidir...
Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler.
Beynimiz, yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır.
(...William Ewart Gladstone)
Çocuklardan huzur dersi alın...
Onların her anlarını, nasıl sadece ve sadece o anın zevki için yaşadıklarını seyredin...
Kendinizin de böyle olabileceğinizi düşünün...
...
Giydiğiniz giysilerin nasıl hissettiğiniz yönünde ciddi etkileri vardır...
Bedeninizi sıkmayan rahat giysiler, doğal kumaşlar ve açık renkler hep sakinleştirir...
...
Gülümsemek yüzünüzdeki bütün kasları gevşetir...
Aynı zamanda kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak müthiş bir etki bırakır...
...
Gergin durumlarla başa çıkmanın iki yolu vardır;
Ya onları değiştirirsiniz, ya da onlara bakış açınızı değiştirirsiniz...
Bakış açınızı değiştirmek daha zordur, fakat kişiyi aydınlatır...
(...Paul Wilson)
Sabaha karşı ve akşam vakti zevk almak ya da acı duymak için okuyabileceğin bir yazı istiyorsan, güneşin altın gibi parlatıp ayın gümüşe dönüştüreceği harflerle şunu yaz evinin duvarına:
“Başkasının başına gelen her şey, senin başına da gelebilir...”
Rahman’ın has kulları ki, onlar yeryüzünde tevazu ve vakar içinde
yürürler ve ne zaman kötü niyetli, dar kafalı kimseler kendilerine laf
atacak olsa, (sadece) “selâm!” derler. (Furkan 63)
1. Baktıklarında berrak görmeyi düşünürler,
2. Dinlediklerinde iyi duymayı düşünürler,
3. Görünüşleri bakımından cana yakın olmayı düşünürler,
4. Davranışlarında saygılı olmayı düşünürler,
5. Konuşmalarında doğru sözlü olmayı düşünürler,
6. İşlerinde ciddi olmayı düşünürler,
7. Kuşkuya düştüklerinde soruları nasıl soracaklarını düşünürler,
8. Öfkelendiklerinde sorunları düşünürler,
9. Kazancı gördüklerinde adaleti düşünürler...
Konfüçyüs
__________________
"SeN" 0L da;
İster yar oL ister yara !!
Lütfun da ßaşım üstüne kahrın da...
Konu RoN@hi tarafından (06/01/11 Saat 10:46 ) değiştirilmiştir..
Dil düzensiz olursa, sözler düşünceyi iyi anlatamaz...
Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz...
Görevler gereği gibi yapılmazsa, âdetler ve kültür bozulur...
Âdetler ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar...
Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez...
İşte bunun için hiçbir şey dil kadar önemli değildir...
(...Konfüçyus)
Başkalarını yargılamaya hakkın yoktur...
Çünkü bir insan, karşısında duran suçlu gibi kendisinin de bir suçlu olduğu, ortadaki suçta belki en büyük payın kendisinin olduğu bilincine varmadan başkalarını yargılayamaz...
Bunu anladıktan
sonra yargıç olabilir ancak...
Ne denli garip olursa olsun, gerçektir bu...
Çünkü doğru bir insan olsaydım, karşımda duran suçlu belki de hiç olmayacaktı...
(...Dostoyevski)
Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim;
Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor diye,
Ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için...
Ya sıkılacağım param yok diye,
Ya da harcamalarımı planlayıp, müsriflikten uzak kalmaya çalışacağım...
Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma,
Ya da hayatta olmayı kutlayacağım...
Ya içli içli sitem edeceğim anne babama, beni büyütürken veremedikleri şeyler yüzünden,
Ya da onları yürekten seveceğim beni dünyaya getirdikleri için...
Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye,
Ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım...
Ya kaybettiğim dostlar için gözyaşı dökeceğim,
Ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım...
Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım,
Ya da gidecek bir işim olduğu için sevinç dolacağım...
Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana,
Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi barındırabildiğim için minnettar olacağım...
Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım,
Ya kızgın olacağım -öğrenmek gereken ne çok şey var- diye,
Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım...
(...Anonim)
“-Doğru ve iyi olanı bilmek ile doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı doğru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır...”
Eğer karakter gelişmemişse tahsil işe yaramıyor...
Unutmayın ki; savaş çıkaranlar, banka hortumlayanlar, son dönemdeki komşu cinayetleri hep okumuş, tahsilli adamlardan çıkmıştır...
O yüzden Roosevelt diyor ki:
“-Bir insanı ahlaken yetiştirmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmak demektir...”
(...Russel Gough)