İnsanın büyüklüğü, küçük insana karşı davranışlarıyla belli olur...
Başarının sırrı kimseyi kötülemeyin, hep iyi yönlerinden bahsedin...
İçten ve dürüst takdirlerinizi esirgemeyin...
Karşılaştığınız herkes, en az bir konuda sizden daha yetenekli.
Onlardan öğreneceğiniz çok şey var.
Size saldıran düşmanlarınızdan korkmayın;
Sana dalkavukluk eden dostlarınızdan korkun...
...Ve gülümseyin...
Gülümseyen insan, her zaman daha iyi satar, daha iyi öğretir, daha iyi yönetir ve daha mutlu çocuklar büyütür...
(...Dale Carnegie)
* Gerçekten dinleyin... Kesmeden, hayal kurmadan, vereceğiniz cevabı düşünmeden... Can kulağıyla dinleyin...
* Kucaklamalar, sırt sıvazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun... Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlarınıza olan sevginizi daha açık göstermenizi sağlayabilir...
* Fıkra anlatın, neşeli hikâyeleri paylaşın... Bu hediyeniz “Seninle birlikte gülmeyi seviyorum” anlamına gelir...
* Basit bir “Yardımın için teşekkürler” notu, ya da belki bir şiir... Kısa, elle yazılmış bir not bazen ömür boyu hatırlanır...
* “Bu renk sana ne çok yakışmış”, “Harika bir iş çıkardın”, “Yemek nefis olmuş” gibi basit, içtenlikle söylenen bir söz karşınızdakinin içini aydınlatır...
* Her gün, rutininizi kırıp birisine hoş, nazik bir şey yapın...
* Bazen tek istediğimiz yalnız kalmaktır... Bu anlara duyarlı olun ve ihtiyacı olana yalnız kalma hediyesini verin...
* Birine tatlı bir söz söylemek gibisi yoktur... Selâm vermek veya teşekkür etmek o kadar zor mu?...
Çoğu insan ölüme hazır değildir, ne kendi ölümlerine ne de başkalarının...
Şoka girerler, ödleri patlar, beklenmedik bir sürprizdir ölüm onlar için...
Olmamalı oysa...
Ben ölümü sol cebimde taşırım. Bazen cebimden çıkarıp onunla konuşurum:
“-Ne zaman geleceksin beni almaya? Hazırım...”
Bir çiçeğin büyümesi bizi ne kadar kederlendiriyorsa, ölüm de o kadar kederlendirmeli.
Korkunç olan ölüm değil, yaşanan ya da yaşanamayan hayatlardır...
Çoğu insanın ölümü bir aldatmacadır.
Aslında zaten ölecek bir şey kalmamıştır geriye...
(...Charles Bukowski)
Asıl saygıya değer olan, eleştiren kişi değildir.
Güçlünün nasıl tökezlediğine, ya da işi yapanın eksik olduğu noktaya dikkati çeken kişi değildir...
Saygınlık;
Gerçekten meydanda olan yüzü toza toprağa kan tere bulanmış,
Cesurca çarpışan düşen ve her seferinde ayağa kalkan,
Büyük coşkuları, gerçek bağlılıkları bilen,
Ve kendini değerli bir amaca adayan,
En iyi durumda zaferi elde edeceğini,
En kötü durumda büyük bir cesaretle savaşarak başarısız olduğunu bilen,
Böylece ne zaferi ne de yenilgiyi bilmeyen ürkek ruhların arasına katılmayan kişiye aittir. (...Roosevelt)
Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş...
Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş...
Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş... Akşamları da arkadaşından birkaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş...
...
İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar...
Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş...
Birinci adam öfkelenmiş:
“-Bu nasıl olabilir?... Ben daha çok çalıştım... Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim... Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?...”
İkinci adam yüzünde tebessümle cevap vermiş:
“-Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir...”
...
Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir... Kendimize zaman ayırıp, hayatımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir.
Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir... Bu, zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir şarttır...
Sokrat’ın “Kendini tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur...
Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında açı olmaması anlamına gelir” sözleri, güzel bir noktadır...
(...Mutluluk Kitabı)