Bir semavi merhamet çıkarır mı bizi
bu içine düştüğümüz ihanetten sevdanın
kutsal adına yakışmayan, bir korsan gecede yaşanan yalnızlığa tutsak olan
bu yüreğin kanını akıtmadan tükenir mi aşkın hayat veren soluğu..
Ey önünde diz çökmüş hayatın bir çırpıda
kellesini koparan acımasızlık..
Sen diye koştuğum her sesin arkasından
Ruhuma akıtılan o derin sessizlik..
O analı babalı kimsesizlik..
Ve gözalıcı ışıklarda ölümüne gölgesizlik..
Dipsiz kuyulardan çıkaracağım seni..
Derin uykulardan uyandıracağım..
Bir aynayı dayayıp suratına..
Göstereceğim o görünmez halini..
Sonra çekip bayrağımı hayalet gemilere
Açılacağım adını bilmediğim denizlere..
Tayfasız ve dümensiz..
Rüzgarla kucaklaşan yelkenimi azat edeceğim..
Cesaret vereceğim hedefsiz sürüklenmelere..
Yorgun düşmüş bir dalganın kucağında uyuyacağım,
yakın biryerlerde..
bilmediğim bir dünya bulacağım, yeni bir dil uydurup anlaşılmaz seslerle
konuşacağım bir benim anladığım, bir de benim gibi olanların..
Sen oraya geldiğinde ne dilimi sökeceksin konuşmak için, ne de yüreğimi ..
buluşmak için hiç yaşamadığın hazların tutkulu yorgunluğunda,
Kırmızı bir akşamüstü olacak..
Her tepenin arkasında binlerce güneş batacak..
Binlerce güneşi bekleyen sabahlar..
Bütün yönler doğu..
Ve bütün yönler batı..
İstediğim gibi yaşayacağım hayatı..