yok etmeli kurutmalısın tüm acıları kalbindeki noktada,
ümitle dağıtmalısın heyecanını bedenine,her dokuna
uzaklaşmalısın her kederden,her güneş olmayan hislerden
huzur bulmalısın içinde,gülümsemelisin kendine
yaşamı,nefes almayı öğrenmelisin kendinle,
aşkını,heyecanını düşünüp zıplamalısın zamana,
tutunmalı,sıkıca sarılmalısın bulutlara
sevmelisin hem de coşa coşa sara sara
sıra sıra ısıtmalısın gönlünü,içten ve çıkarsızca..
çocuklaşmalısın bazen,okşanmalı saçların
sevilmeli yüreğin,yapılmalı istediğin...
yüreğinde tüm iyi düşlere bir yer açıp
teselli etmelisin benliğini,
her daim mutluluğu taşıdığını düşünüp,
atmalısın adımlarını..
sana yaklaşana karşılıksız anlatmalı,
yüreğini koymalısın yoluna.
umut dolu olup dağıtmalısın hüzünlere..
yaprak misali dağılmadan,
toplamalısın bir gövdeye..
iyiyi,doğruyu en güzel taşıyana anlatmalısın erdemi..
bir olta atıyorsan yaşamdaki dünyana,
takılabilmeli o oltaya gülümsemeli kalpler,
güneş keyifli tadlar,optimist düşünceler...
hep böyle baharda kalmalı,ılık esmelisin odalara..
su serpmelisin yüreklere,coşturmalısın yamalı sevdaları..
sen hep böyle olmalı,yürek gözlerinle buluşturmalısın tüm gözleri..
ve sen aynaya bakıp bir de;
kendine anlatmalısın bu hikayeyi
__________________
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,, ,,,,,,,,,,,,,,,,
öyle gitki arkanda izinden başka birşey kalmasın hayata dair
Ufuk çizgisinde biten bereketli toprakların karanlığında, upu*zun bir yoldaydık geçen hafta...ve dolunay, buğulu bir ki*tabe gibi gökte asılıydı.
Nur yüzlü bir yol arkadaşıydı gece boyunca... Duru ve sakin izledi bizi; daldıkça camı yalayan kirpiklerimiz*den öperek, şefkatle...
Yol boyu tenimizi parlatan ışık sa*ğanağı, nehir kenarlarında pul pul yakamozlanıyor, meltem estikçe kavak yapraklarında yanıp sönen bir ateşböceği kafilesine dönüşüyordu.
Ne zaman başımızı kaldırsak orada mağrur ve sessiz parıldıyordu; eteklerinden puslu haleler sa*çan sihirli bir gümüş lira gibi...
Arada eflatun bir bulutun arkasına çekilip gizleniyor ve orada birkaç dakikada bütün mahcubiyetinden soyunmuşcasına cüretkâr, bu kez çırılçıplak bir raksa başlıyordu semada...
Kutsal kitapların yazdığı gibi, tanrının geceye de hükmet*mek üzere yarattığı bir büyülü ışıktı o...
Çevresi yıldızlarca kuşatılmıştı, onun kadar parlayamadığına yanan... ve biz yol boyu, hüzünlü şiirler damıttık gözalıcı ışığından...
Gerçi Fuentes'in dediği gibi, üzerinde o adamlar gezindi*ğinden beridir bizim romantik hayallerimizin tanrıçası olma özelliğini yitirmişti kısmen, ama hâlâ öyle güzel, öyle baştan çıkarıcıydı ki...
Gece boyunca ilham verdi hepimize; bayram şekeri tadın*da, ilk öpücük heyecanında... ve eski bir şarkı olup yerleşti di*limize; "Dün gece mehtaba daldım hep, seni andım/öyle bir an geldi ki, mehtap... seni sandım".
Konu zuzu tarafından (28/05/07 Saat 17:46 ) değiştirilmiştir..